🌖 Yunus Emre Çıktım Erik Dalına
RJleiU. 90 şiiri kayıtlı Yunus Emre 0,0 / 0 kişi 0 beğenme 0 yorum okunma Çıktım Erik Dalına Çıktım erik dalına Anda yedim üzümü Bostan ıssı kakıyıp Der ne yesin kozumu Uğruluk yaptı bana Bühtan eyledim ona Çerçi de geldiaydur Hani aldın gözünü Kerpiç koydum kazana Poyraz ile kaynattım Nedir diye sorana Bandım verdim özümü İplik verdim cullaha Sarıp yumak etmemiş Becid becid ısmarlar Gelsin alsın bezini Bir serçenin kanadın Kırk katıra yükledim Çift dahi çekemedi Şöyle kaldı kazını Yunus bir söz söylemiş Hiç bir söze benzemez Münafıklar elinden Örter mana yüzünü c Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Şiirlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Çıktım Erik Dalına şiirine yorum yap Okuduğunuz şiir ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz? Yorumlar Bu şiire henüz yorum yazılmamış. Şiir Künye Kayıt Tarihi 133331 Puan Okunma Sayısı Yorum 0 yorum Beğeni 0 kişi Web Zaman Damgası
Çıktım erik dalına, anda yedim üzümü82 yaşında vefat eden ve Anadolu’da yaşayan mutasavvıf, alim ve halk şairi ozanı olan Yunus Emre Allah sevgisi, aşk ve güzel ahlakla ilgili düşünceleri, İslam tasavvufu üzerine yüzlerce şiir yazmıştır. Hem doğum tarihi hemde ölüm tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Ama güçlü rivayetler bulunmakta. Ayrıca Yunus Emre’nin hayatı hakkında çok az bilgiye çapında şair olan Yunus Emre’nin “Çıktım Erik Dalına” isimli şiiri de yine günümüze kadar ulaşmış şiirlerindendir. Çıktım Erik Dalına şiirinin son mısraları ise şöyle;Yunus bir söz söylemiş, hiç bir söze benzemez Münafıklar elinden, örttü mana yüzünü> Çıktım erik dalına, anda yedim üzümü Bostan issi kakıyup, der ne yersin kozumu Sponsorlu Bağlantılar > Kerpiç koydum kazana, poyraz ile kaynattım Nedir deyip sorana, bandım verdim özünü> İplik verdim çulhaya, sarıp yumak etmemiş Becit becit ısmarlar, gelsin alsın bezini> Bir serçenin kanadın, kırk kağnıya yüklettim Kırk çift dahi çekmedi, şöyle kaldı yazılı> Bir sinek bir kartalı, salladı vurdu yere Yalan değil gerçektir, ben de gördüm tozunu> Bir küt ile güreştim, elsiz ayağım aldı Güreşip basamadım, göyündürdü özümü Sponsorlu Bağlantılar > Kaf dağından bir taşı şöyle attılar bana Öğlelik yere düştü, bozayazdı yüzümü> Balık kavağa çıkmış, zift turşusun yemeğe Leylek koduk doğurmuş, bak a şunun sözünü> Gözsüze çu el eyledim, sağır sözüm anladı Dilsiz çağırıp söyler, dilimdeki sözümü> Bir öküz boğazladım, kakladım sere kodum Öküz issi geldi eydür, boğazladın kazımı Sponsorlu Bağlantılar > Anda da kurtulmadım, nidesimi bilmedim Bir çerçi de geldi eydür, kanı aldın gözgümü> Gördüm kaplubağayı, yanın seğirdüpdür gider Sordum kanda gidersin, Kayseriyedir azimi> Yunus bir söz söylemiş, hiç bir söze benzemez Münafıklar elinden, örttü mana yüzünü Sponsorlu Bağlantılar
Çıktım erik dalına, anda yedim üzümüBostan issi kakıyup, der ne yersin kozumuKerpiç koydum kazana, poyraz ile kaynattımNedir deyip sorana, bandım verdim özünüİplik verdim çulhaya, sarıp yumak etmemişBecit becit ısmarlar, gelsin alsın beziniBir serçenin kanadın, kırk kağnıya yüklettimKırk çift dahi çekmedi, şöyle kaldı yazılıBir sinek bir kartalı, salladı vurdu yereYalan değil gerçektir, ben de gördüm tozunuBir küt ile güreştim, elsiz ayağım aldıGüreşip basamadım, göyündürdü özümüKaf dağından bir taşı şöyle attılar banaÖğlelik yere düştü, bozayazdı yüzümüBalık kavağa çıkmış, zift turşusun yemeğeLeylek koduk doğurmuş, bak a şunun sözünüGözsüze çu el eyledim, sağır sözüm anladıDilsiz çağırıp söyler, dilimdeki sözümüBir öküz boğazladım, kakladım sere kodumÖküz issi geldi eydür, boğazladın kazımıAnda da kurtulmadım, nidesimi bilmedimBir çerçi de geldi eydür, kanı aldın gözgümüGördüm kaplubağayı, yanın seğirdüpdür giderSordum kanda gidersin, Kayseriyedir azimiYunus bir söz söylemiş, hiç bir söze benzemezMünafıklar elinden, örttü mana yüzünü
Hazretin mevzubahis şiirinin ilk beyiti de şöyledir “Çıktım erik dalına, anda yidüm üzümi / Bostan ıssı kakıdı, dir ne yirsün kozumı”. Günümüz diline çevirirsek şöyle olacak “Erik dalına çıktım, onda üzüm yedim. Bostan sahibi ne yersin cevizimi’ diye azarladı”..Bu meşhur “şathiye”nin devamı da en az bu kadar acayip. Gel gör ki edebiyatımızın bilinen ilk “şerh” örneği Yunus Emre Hazretleri’nin bu gazelinin şerhi olupȘeyhzade şerhi ve dahi en çok şerh edilen şiirlerimizdendir. Mısri’den, Hakkı Bursevi’ye ks pek çok önemli zat tarafından şerh edilmiş hem de. “Meşhur” demem ondan. Eldeki versiyonlar 7 beyitten 14 beyite kadar çeşitlilik gösteriyor ve beyitlerde bence hepsi de birbirinden hoş farklılıklar göze çarpıyor. Ola ki Koca Yunus çok seyahat ettiğinden, seyahatlerinde şiirlerini yerine göre farklı şekillerde söylemiştir veya farklı şekilde not alınmış yahut aktarılmış da bir zamanlar yaşamış bir büyük Sufi olmakla birlikte aynı zamanda bir makamın da adıdır tasavvufta. O makamdan söz söyleyen “Yunus” olmuş olur ve sözün altını Yunus’ diye imzalasa, bizce yanlış sayılamaz. Keza “Yunusça”, Türk dilinin “Hakça” ifade bulmasıdır adeta… Hüdavendigar’ınks “Hangi makama çıktıysam o Türkmen Kocası’nın ayak izlerini önümde gördüm” rivayeti meğer doğru kabul edilecek olursa, -tam manasıyla- Yunusça söz söylemenin her babayiğidin harcı olamayacağı kolayca anlaşılır. Buna karşın dilimizde ilahi aşkla manzume söylemiş, söyleyecek herkesin satırlarında Yunus’un izlerinin olması da kaçınılmazdır. Yunus hem tektir, hem her derviş gönüllü az çok Yunus… Dilde ondan alınan pay, söz söyleyenin mertebesincedir; ne kadar duru, o kadar Yunus’tur!Aynı şekilde, şerhler de şerh edenin makamına, manevi mertebesine yahut o kişinin hitab ettiği topluluğa göre dereceli olabilmektedir. “Șerh”, açmak, açımlamak anlamındadır. Tasavvuf büyüklerinin eserlerinin şerh edilmesi, geleneğin irşad ve sohbet usülleri arasında önemli bir yere sahiptir. Bunun da icazetle yapılması “Tasavvufi şerh” geleneğinin bazen namahrem ellerde gelişigüzel bir hal aldığını da görüyoruz. Ehil olmayan bazı heveskarların şerh sohbetleri, “cahil, cesur olur” sözünü hatırlatıyor bana. Halbuki fakir bu alanda söz söyleme, yazma durumlarında epey zorlanır, Rifai’ninks evlatlarına “Yaşamadığınız şeyi yaşamış gibi anlatmayasınız” nasihatinin altında ezilir dururum korkuyla. “Kim bilir, üzüm misali ezile ezile sonunda belki üzüm suyu olur ve sabırla demlendikte nihayet aşk şarabı kesilirim” diye ümit etmekten de geri kalmam ama..Doğrusu cahil cesareti bazen fakirin de işime yarar yolda, başkalarını eleştirmeye fazla yüzüm de yoktur bu yüzden aslında.. Șimdi bizimki meslek icrası, görev, mecburi bu şartlarda, bata çıka, affınıza sığınarak… Lakin samimiyet ve iyi niyet olmazsa olmazdır. Bir yandan da cahilliği gidermeye çalışmalıdır…Bir gün, daha da cahilken fakir, Güney’de bir yerlerde tatil yapıyorduk bir arkadaşımla. İstanbul’a dönmeden önceki son gecemizde, mekanın uzak tuvaletini kullanacağım fakat, dolu. Sıramı beklerken, o bölümdeki oturma odasının kütüphanesi çekti dikkatimi. Ne güzel, eserler arasında Yunus Emre şiirleri.. Neyse, sıram geldi ve baktım tuvaletin içinde ufak bir sehpa ve “Star Wars”un bir baskısını koymuşlar üzerine. Fakir gayri ihtiyari dedim ki kendi kendime “burada Star Wars’ okuyacağına kimse, Yunus Emre’nin divanını koyayım ki yerine, belki dokuna bir gönüle”. Öyle de yaptım…Ertesi gün yoldayız arabamızla ve nasıl oldu bilmiyorum, yolu şaşırdık.. Bir anda kendimizi “Yunus Emre ve Tapduk Emre Hazretleri”nin ks kabirlerinin olduğu bir beldenin girişinde bulmayalım mı! Sandıklı, Afyon yolunda… Harika karşılandık doğrusu; akşam ezanı eşliğinde nefis bir gün batımı ile. Ayağına getirtmişti resmen Hazret, yaşlı bir kadın eliyle bize ikramda dahi bulundu olduğunu biliyorum fakat, benim için mezarı oradadır, öyle yaşattılar çünkü bana, belki de yalnızca makamdır! Makamsa makam, gönül esas mekan! notBüyük zatların bir mezarı olup, maneviyatının bulunduğu diğer yerlere “makam” deniyorÇok mutlu olmuştum, sanki böylece tanışmış olmuş idik Hazretle. Kuvvetle hissettim varlığını orada ve “dünkü ettiğim hoşuna gitmiş olmalı”ya yordum elbette..“Aşıklarda edep aranmaz” kontenjanından yırtmıştım herhalde cahilliğimden.. Erenler ne kadar hoşgörülü, ne kadar da lütufkarlar! Bugün olsa haya ederim Hazret’in şiirlerini tuvalete koymaya, haşa. Bilmiyordum! “Kişi bildiğinden mesuldur ancak” deyu, samimiyetim ve niyetimin saflığı hoşlarına gitti herhalde ki mukabele ettiler zat-ı alileri. Ama artık biliyorum ve bile bile saygısızlık yapılamaz. Yapana da celal tokadının nasıl çakıldığına şahidim, aman!Madem cahil cesareti ile böyle bir zuhurata vasıl olmuş idim, belki “Yunus Emre’nin o kadar şiiri arasından mutasavvıf şarihlerşerh edenler bula bula niçin ’Çıktım erik dalına’ gazeline bunca rağbet etmişler ki?” sorusunun cevabını da alabilirdim.. Lakin o zamanlar elimin altında soruma cevap teşkil edebilecek kaynaklar yoktu. Ve konu yavaş yavaş unutuldu…Demek vakit tamam oldu ki, yıllar sonra yanıt geldi, hem de nasıl; yaşattılar satır satır! Ancak şimdi de yerim bitti. Hazreti Yunus’un meşhur beyitini şerh edebilmekliğime vesile olan hikayeyi de haftaya anlatayım öyleyse, haddim olmayarak fakirane şerhimle birlikte nasipse.. O vakte kadar, hoşça kalın. Aşk olsun vesselam!
yunus emre çıktım erik dalına